Değişimin Psikolojisi: En Favori Sosyal Ağlarımız Değiştiğinde Nasıl Tepki Veririz?

DEĞİŞİMİN PSİKOLOJİSİ

Instagram geçtiğimiz hafta logosunu değiştirdikten sonra Instagram’ın yeni logosu hakkında insanlar ikiye ayrıldı. Bazıları çok beğendi, bazıları ise nefret etti!

Facebook’un 715 milyon dolara satın aldığı platform, eski moda kamera ikonlu logosunu bir kenara atıp yeni minimalist bir tasarımla karşımıza çıktı.

Tasarımdaki değişiklik Instagram tarafından şöyle açıklandı:

“Son beş yılda topluluğumuz Instagram’ı sadece fotoğraf paylaşılan bir yerden çok daha fazlasının yer aldığı bir platform haline getirdi. Bizim global bir topluluğuz ve her gün Instagram’da 80 milyon fotoğraf ve video paylaşıyor. Logomuz bu enerjik ve canlı topluluğumuzu yansıtıyor.”

Bu son güncelleme Instagram algoritmasında yaşanacak büyük değişimin başlangıcına dair bir işaret olarak görülmeli. İlerleyen zamanlar çok daha hızlı değişimlere gebe gibi görünüyor.

Peki ama ne zaman bir sosyal ağ kendi fonksiyonelliğinde ve tasarımında köklü değişimlere ihtiyaç duymaya başlar ve kullanıcıları bu değişimine nasıl tepki verir?

Sosyal Mecralar Neden Değişir?

İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nün hazırladığı araştırmaya göre bir sosyal ağı birçok faktör öldürebilir. Çok yakın tarihte Friendster ve Myspace’in sonuna şahit olduk. Her ikisinin de milyonlarca kullanıcısı vardı fakat rakamlar sonlarının gelmesine engel olamadı!

Sosyal ağlar büyüdükçe çok daha karmaşık bir hal alırlar. Bu yüzden de yakın arkadaşlarımızdan ve takip ettiğimiz hesaplardan gelen çok değerli içerikleri, gelişmeleri kaçırmaya ve takip edememeye başlarız. Bu durum bir sosyal ağ için çok ciddi bir problemdir.

Instagram geçtiğimiz günlerde kendi algoritmasındaki değişimleri duyururken son derece çarpıcı bir veriyi bizlerle paylaştı. Bu veriye göre, birçok kullanıcı Instagram akışlarındaki gönderilerin ortalama %70’ini kaçırıyor! Instagram’ın kurucusu Kevin Systrom duruma şöyle bir yorum getiriyor: “Instagram olarak yeni algoritmayla ulaşmayı arzuladığımız en önemli şey, gördüğünüz %30’luk kısmın görebileceğiniz en iyi %30 olmasını sağlamaktır.”

Instagram, yaptığı bu değişikliklerle ne elde edecek? %30 en iyiye odaklanarak biz kullanıcıların alakasız içerik görmesini engelleyecek ve platformla olan bağımızın aynı kuvvetle sürmesini sağlayacaktır. Bunu başaramayan Myspace ve Friendster ağlarının aksine Instagram, topluluğunu nasıl bir arada tutacağı konusunda adeta ders veriyor.

Tüm bunların Instagram için ne anlama geldiğini öğrendik. Peki ama Instagram’daki algoritma değişimlerinin markalar açısından ne anlamı var? Instagram’daki dalgalanmalardan etkilenmemek için pazarlama iletişimi stratejimizde ne gibi güncellemeler yapmalıyız?

Çifte Zirve Teorisi

1

Bir mecranın ömrünü anlamak için Buffer’ın “Çifte Zirve Teorisi”ne değinmemiz gerekiyor.  Teoriye göre bir mecra ana akım bir mecra haline gelinceye kadar erişim organik olarak sağlanır. Bu aşamada markalar mecranın tüm “nimetlerinden” ücretsiz olarak faydalanır. Ne var ki, o mecra popülerleşip, geniş kitlelerin ilgisini çekmeye başlayınca organik erişim geriler ve zamanla sizi asla memnun etmeyecek noktalara ulaşır. O mecrada birçok fırsatı kaçırırsınız!

Mecranız ana akım olma özelliğine ulaştıktan sonra ödemeli/promosyonel erişim başlar. Bütçeniz ölçeğinde çeşitli reklam kampanyaları düzenleyerek erişiminizi yeniden organik erişimdeki o mutlu günlere döndürebilirsiniz. Ta ki o mecra gerilemeye başlayıncaya kadar.

İşte organik ve reklamla ulaştığınız bu iki tepe noktaya Çifte Zirve Teorisi deniyor. Her mecra tıpkı biz insanlar gibi doğar, büyür, olgunlaşır ve ölür. Instagram kendi çan eğrisindeki negatif gelişmeyi erkenden fark etmiş olmalı ki o geri dönülemez noktaya gelmeden bunu engellemek istiyor. Problemi de %70-30 denklemiyle çok net biçimde ortaya koyuyor.

Peki organikten reklamlara ne zaman geçmelisiniz? İçerikleriniz diğer içeriklerin arasıdan sıyrılmayı başaramadığında reklam vermeye başlamalısınız.

Değişime Nasıl Tepki Veriyoruz?

Sosyal ağlarımızdaki tüm bu değişimlere rağmen neden o ağları kullanmaya devam ediyoruz? Penn State ve UC Irvine üniversitelerinin Facebook kullanıcıları arasında yaptığı araştırmaya göre sosyal ağ kullanıcılarının %64’ü değişim karşısında stres reaksiyonları gösteriyor. Yalnızca %20’si değişimi pozitif algılıyor.

Bir diğer değinilmesi gereken nokta ise Facebook kullanıcıları kendilerini kullanıcıdan öte, Facebook topluluğunun bir parçası olarak kabul ediyor. Dolayısıyla kullanıcıların platformla olan ilişkisi marka sadakati düzleminde gelişiyor.

Tıpkı Facebook’un zamanla çok ciddi ölçüde yaptığı gibi, Instagram’da da zamanla daha büyük değişimler gerçekleşecek ve değişime karşı bazıları büyük tepkiler verecek, bazılarıysa diğerlerinden daha çabuk benimseyecek. Biz markalar olarak ikinci yolu benimsemeli ve değişime ayak uydurmayı, onu lehimize kullanmayı başarabilmeyiz.

“Sosyal ağlarda reklam vererek internet reklamcılığına adım atmak mı istiyorsunuz? Mevcut dijital reklam kampanyalarınızın performansından memnun değil misiniz? B4Mind’a bir tık uzaktasınız!”

Drop a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir